top of page

Panik Atak: Klinik Özellikler, Etiyoloji ve Tedavi Yaklaşımları Üzerine Akademik Bir İnceleme

  • Yazarın fotoğrafı: Ceren Güngör Çelikel
    Ceren Güngör Çelikel
  • 14 Kas
  • 2 dakikada okunur

Panik atak, beklenmedik bir anda ortaya çıkan ve hızla doruk noktasına ulaşan yoğun korku veya rahatsızlık nöbeti olarak tanımlanmaktadır. Bu nöbetler, Bilişsel-Davranışçı Terapi (BDT) literatüründe, gerçek bir tehlike olmamasına rağmen, organizmanın "yanlış alarm" vermesi sonucu aktive olan savaş-ya da-kaç tepkisinin aşırı bir tezahürü olarak ele alınır. Panik atak, başlı başına bir tanı olmaktan ziyade, birçok psikiyatrik bozuklukta (örn., Panik Bozukluk, Sosyal Fobi, Travma Sonrası Stres Bozukluğu) görülebilen bir semptomdur.


Klinik Özellikler ve Tanısal Kriterler


Panik atağın klinik tablosu, Amerikan Psikiyatri Birliği'nin yayımladığı Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'nın (DSM-5) kriterlerine göre, aşağıdaki belirtilerden en az dördünün aniden başlaması ve 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaşmasıyla karakterizedir: çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı veya boğulma hissi, göğüs ağrısı veya rahatsızlığı, bulantı veya karın ağrısı, baş dönmesi, denge kaybı veya bayılacak gibi olma, derealizasyon (gerçekdışılık) veya depersonalizasyon (benliğinden ayrılma), kontrolünü kaybetme veya çıldırma korkusu ve ölüm korkusu. Bu bedensel belirtilerin yoğunluğu, birey tarafından sıklıkla kalp krizi veya felç gibi felaketleştirici yorumlarla (katastrofik yorumlama) algılanır.

Panik atakların tekrarlayıcı ve beklenmedik olması ile birlikte, bir aydan uzun bir süre boyunca yeni bir atak geçirme korkusu ("beklenti anksiyetesi") ve atakların sonuçlarıyla ilgili endişe (örn. kontrolü kaybetme, delirme, ölme) duyulması durumunda, Panik Bozukluk tanısı konulur. Panik Bozukluğa sıklıkla, atak geçirme endişesi nedeniyle yardım almanın zor olabileceği veya kaçışın mümkün olmayacağı yerlerden ve durumlardan kaçınma davranışı olan Agorafobi eşlik edebilir.


Etiyoloji ve Bilişsel Model


Panik bozukluğun etiyolojisi biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkileşimini içeren bütünleyici bir yaklaşımla açıklanmaktadır. Genetik yatkınlığın, bozukluğun gelişiminde %35-40 oranında rol oynadığı belirtilmektedir. Psikolojik açıdan ise Bilişsel Model, panik atakların temelini oluşturan mekanizmayı en iyi açıklayan yaklaşımlardan biridir.

Bu modele göre, panik atak bir kısır döngü şeklinde işler:

  1. Bireyde artan kalp atışı, hafif baş dönmesi gibi bir bedensel duyum ortaya çıkar.

  2. Bu duyum, tehlikeli ve yıkıcı bir sonuca yol açacağı şeklinde felaketleştirici bir bilişsel yorumla (örn., "Kalp krizi geçiriyorum", "Nefesim duracak") algılanır.

  3. Bu yorum, kaygı düzeyini hızla artırır ve organizmanın savaş-ya da-kaç tepkisini (sempatik sinir sistemi aktivasyonu) tetikler.

  4. Tepkinin bir sonucu olarak bedensel duyumlar (örn., çarpıntı, hiperventilasyon) daha da şiddetlenir ve bilişsel çarpıtmayı onaylar, böylece panik nöbeti doruğa ulaşır.

Panik bozukluğu olan bireylerde, sağlıklı bireylere kıyasla, olumsuz otomatik düşüncelerin ve özellikle çekingen, bağımlı ve borderline gibi C kümesi kişilik özelliklerinin daha yüksek düzeyde olduğu gözlemlenmiştir.


Tedavi Yaklaşımları


Panik bozukluğun tedavisinde en yüksek etkinlik oranına sahip yaklaşımlar, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve farmakolojik tedavilerdir (özellikle Seçici Serotonin Geri Alım İnhibitörleri - SSRI'lar).

BDT, panik atak döngüsünü kırmayı hedefler ve genellikle aşağıdaki bileşenleri içerir:

  • Psikoeğitim: Panik atağın doğasının ve bedensel belirtilerin fizyolojik açıklamalarının hastaya aktarılması (yanlış alarm kavramı).

  • Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Felaketleştirici otomatik düşüncelerin tanımlanması, sorgulanması ve gerçekçi alternatiflerle değiştirilmesi.

  • İçe Atım (Interoceptive) Maruz Bırakma: Güvenli bir ortamda, panik atak belirtilerini taklit eden egzersizlerle (örn., hızlı nefes alıp verme, kendi etrafında dönme) bedensel duyumlara alışma ve felaketleşen beklentilerin yanlışlığını kanıtlama.

  • Agorafobik Kaçınma Davranışlarına Maruz Bırakma: Kaçınılan durum ve yerlere kademeli olarak maruz kalma.

Farmakolojik tedavi, belirtilerin hızla kontrol altına alınmasında önemli bir rol oynayabilir, ancak nüks riskini azaltmak ve kalıcı bilişsel değişimi sağlamak için genellikle psikoterapi ile kombine edilmesi önerilir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page